Hastayken Hangi Çay İçilmeli?
Hastayken hangi çay içilmeli? Soru basit gibi görünüyor, değil mi? Ama ben, bu soruyu 25 yaşındaki bir İzmirli olarak düşündüğümde, aklıma o kadar fazla şey geliyor ki! Hem esprili hem de biraz fazla düşünceli olduğum için, bu mesele hakkında size yazarken içimde hem kahkahalar hem de derin felsefi sorular dans ediyor. Şöyle ki:
1. Soğuk Algınlığı Çayı: “Kendini Kandırmanın En Güzel Yolu”
Hastayken içilecek çaylar arasında en “önemli” olanlardan biri, soğuk algınlığı çayıdır. Zaten bu çayı içmeye başlamadan önce hastalığınızla barışmışsınızdır. Çünkü başka çare kalmamıştır. Burnunuz tıkalı, başınız dönüyor, vücudunuz çökmüş… Son bir dirençle, “Evet, ben hala hayattayım, ama bu hastalık beni yenecek” diyorsunuz. Neyse ki çayımız var!
Soğuk algınlığı çayı, bana hep şöyle hissettirir: “Evet, belki de ölüyorum, ama ölmeden önce en azından biraz daha iyi hissedebilirim.” İçine nane, zencefil, limon, bal koyarak bir tür iksir yapmayı umarak, başlıyorsunuz hazırlığa. O sırada aklınızda bir soru var: “Ya bu çay gerçekten işe yararsa?” Ama zaten içiyorsunuz çünkü başka çare yok. “Hadi bakalım, belki bu, bana mucizevi bir iyileşme getirir!”
Bunu düşünürken arkadaşım aradı:
Arkadaş: “Ya hasta mısın? Ne oldu, bir şeyler içtin mi?”
Ben: “Çay içiyorum, soğuk algınlığı çayı işte. Ama var ya, biraz da kırmızı şarap içtim. Ne olur ne olmaz…”
Arkadaş: “Kırmızı şarap mı? O nasıl çay?”
Ben: “Ben de bilmiyorum ama hastalık belası işte, her şey denenir!”
Sonra o çayı içiyorum ve birkaç dakika sonra, “Haa, evet, biraz daha iyi hissediyorum. Gerçekten etkiliymiş!” diyorum. Ama aynı zamanda şüpheyle bakıyorum: “Acaba iyileştim mi, yoksa bu sadece beynimde yarattığım bir yanılgı mı?” Yine de hayat bu işte: Her şey denemekle ilgili!
2. Zencefilli Çay: “Bence Zencefil Beni Yenebilir”
Zencefilin iyileştirici gücü olduğu söyleniyor. Hem de “hemencecik” iyileştiriyor, öyle deniyor. Ama zencefili o kadar çok duydum ki, sonunda “İyi, hadi bakalım, belki bu beni hayata döndürür,” dedim. Gerçekten de bu çay bir parça umut veriyor. Ama bir yandan da kafanızda şöyle bir düşünce beliriyor: “Gerçekten zencefilin iyileştirdiğini nasıl anlayabilirim? Belki sadece bir tesadüftür.”
Zencefil çayı yaparken, o hafif acı tadı alırken bir yandan gözlerinizdeki bu ışıltı biraz daha belirginleşiyor. İçtikçe içesi geliyor insanın, sanki her yudumda bir şeyler değişiyormuş gibi hissediyorsunuz. Ama bir noktada duruyorsunuz: “Hani şifalıydı bu çay? Ne zaman düzeleceğim?”
Bir yandan kendimle dalga geçiyorum:
“Hadi bakalım, belki bu zencefil beni toparlar.”
“Evet, ya da belki sadece zencefil beni yenebilir.”
Bunlar da, hastalıkla başa çıkarken içimdeki seslerin söyledikleri. Bir yanda şüphe, diğer yanda umut.
3. Limonlu Çay: “Süpermen Olmadım, Ama Hedefe Yakınım”
Hastalıkla savaşın en meşhur silahlarından bir diğeri de limonlu çay. Bir yudum alıyorsunuz, ağzınızda o asidik tat hissediliyor, sanki bir şok tedavisi alıyorsunuz. Sizi bir anda hayata döndürmeye çalışan o tatlı acılık, biraz başınızı döndürüyor. Ama sonunda işte, sanki bir adım daha iyileştiniz gibi hissediyorsunuz. Ama… hâlâ tam olarak iyileşmediniz.
Limonlu çay, bana her zaman süpermen olma hayalini hatırlatır. “Bundan sonra iyileşeceğim, her şey yolunda gidecek,” diyorsunuz ama sonra tekrar burnunuz akmaya başlıyor ve “Evet, belki de süpermen olmam bir çayla gerçekleşemez” diyorsunuz. Yine de umutlu olmak zorundasınız. Kim bilir, belki de o limon çayı tam olarak ihtiyacınız olan “son dokunuş”tur.
O esnada bir arkadaşımla telefonda konuşuyorum:
Arkadaş: “Hastaysın ama hâlâ çay içiyorsun? Herkes tavuk suyu çorbası içer, sen çay içiyorsun.”
Ben: “Ben aslında, tavuk suyu çorbasını bir limonlu çayla takas yaparım. Hatta tavuk suyu yerine, biraz da bal koyarım, işte o zaman tedaviye başlarım.”
Ama yine de o çayın verdiği hissi seviyorum. Sanki her yudumda iyileşiyorum, bir adım daha yaklaşıyorum.
4. Kekik Çayı: “Evet, Ben Bir İyileşme Uzmanı Oldum”
Bir diğer “ya hep ya hiç” çayı ise kekik çayı. Kim demiş kekik çayının sadece karın ağrısına iyi geldiğini? Kekik çayı, hastalıkla mücadelede neredeyse bir askeri strateji gibi. İçerken burnunuzda yoğun bir kekik kokusu ve ağızda biraz acılık hissettiriyor. O an, hastalıkla savaşı kazanmış gibi hissediyorsunuz.
Kekik çayı, aslında bana hep bir şey hatırlatır: “Hayatta iyileşmek, bazen acı çekmekle mümkündür.” Yani, o acı tadı, iyileşmenin yoludur. İçerken, ağzınızda hissettiğiniz o acılık, acıya katlanarak iyileşeceğinizi size hatırlatır. Belki de bunu ben sadece kendime söylüyorum, ama ne fark eder ki?
Yine bir iç ses:
“Bunu içiyorum ve iyi oluyorum. Belki de iyileşmek, biraz acı çekmekle oluyordur.”
“Evet, ya da belki de sadece kekik bana büyü yapıyor.”
Sonuç: Hastayken Hangi Çay İçilmeli?
İşte böyle, bir sürü çayla denemeler yaparak hastalıkla savaşıyoruz. Her biri biraz umut, biraz da boş bir yanılgı… Ama şunu biliyorum: İçinde biraz şüphe olsa da, hastayken çay içmek gerçekten insana iyi gelir.
Hastayken hangi çay içilmeli? Cevap aslında basit: İçin, bir yudum alın, biraz iyileşin. Sonra biraz daha içebilirseniz, belki de o hastalık gerçekten yenecektir.