Körlük Kitabında Anlatılmak İstenen? İnsanlığın Görmeyen Gözleri Üzerine Acı Tatlı Bir Yolculuk
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra bile zihninizde yaşamaya devam eder. Hani gece yatağa girersiniz, “Tamam, artık uyuyacağım” dersiniz ama beyniniz sanki İzmir Kordon’da gece yürüyüşüne çıkmış gibi sağa sola düşünce saçar. José Saramago’nun Körlük kitabı da tam olarak böyle bir eser. Bitirdikten sonra insan kendi kendine şu soruyu soruyor: “Ben gerçekten görüyor muyum, yoksa sadece gözlerim açık diye mi kendimi şanslı sanıyorum?”
Körlük kitabında anlatılmak istenen? sorusu aslında sadece gözlerin görme yetisini kaybetmesiyle ilgili değildir. Saramago, insanın vicdanını, ahlakını, toplum düzenini ve en önemlisi de kendisini sorgulamasını ister. Kitapta yaşanan körlük fiziksel bir hastalık gibi görünse de asıl mesele insanların iç dünyasında başlayan karanlıktır.
Bunu okurken kendi hayatımı düşündüğüm oluyor. Mesela İzmir’de bir kafede oturuyorum, önümden biri geçiyor, arkadaşım hemen “Şuna bak, ne kadar garip giyinmiş” diyor. Ben de önce gülüyorum, çünkü arkadaş ortamında herkes biraz komedyen kesiliyor. Sonra içimden başka bir ses çıkıyor:
“Bir dakika, sen de geçen hafta sırf biri sana yanlış baktı diye bütün gün onun sana gıcık olduğunu düşünmedin mi?”
İşte Saramago’nun yaptığı şey tam olarak bu. İnsanların sadece başkalarının kusurlarına değil, kendi kör noktalarına da bakmasını sağlıyor.
Körlük Kitabı Sadece Bir Salgın Hikâyesi Değil
Körlük romanının başlangıcında sıradan bir gün yaşanırken bir adam aniden beyaz bir körlük yaşamaya başlar. Fakat bu klasik anlamda karanlık bir körlük değildir. İnsanlar hiçbir şey göremez ama karanlığa değil, sanki beyaz bir boşluğa düşerler.
Sonrasında bu durum hızla yayılır ve toplum büyük bir kaosa sürüklenir. İnsanlar karantinaya alınır, düzen bozulur, herkes kendi hayatta kalma mücadelesine girişir.
İlk bakışta insanın aklına şu geliyor:
“Tamam, insanlar göremiyor. Zor bir durum. Ama herkes birbirine yardım eder herhalde.”
Ne kadar güzel bir düşünce değil mi? Keşke hayat da bazen bizim kafamızdaki kadar düzenli çalışsa. Mesela ben evde kumandayı kaybettiğimde bile ilk beş dakika sakin kalıyorum. Sonra evde küçük çaplı bir dedektiflik operasyonu başlıyor.
“Kumanda kendi isteğiyle yürüyüp gitmiş olamaz.”
“Biri aldı mı?”
“Acaba koltuğun altına mı kaçtı?”
Sonunda kumanda genelde elimin altında çıkıyor. İnsan bazen en yakındaki gerçeği bile göremiyor.
Saramago’nun anlatmak istediği de biraz buna benziyor. İnsanlar çoğu zaman büyük sorunların cevabını ararken en temel gerçekleri unutuyor.
Asıl Körlük Gözlerde Değil, Vicdandadır
Körlük kitabında anlatılmak istenen? sorusunun en güçlü cevaplarından biri şudur: İnsan, gözleri açıkken bile kör olabilir.
Bir insan başkasının acısını görmüyorsa, haksızlığa sessiz kalıyorsa veya sadece kendi çıkarını düşünüyorsa aslında görme yetisini kaybetmiş sayılır.
Bugün günlük hayatta da bunun küçük örneklerini görüyoruz.
Otobüste yaşlı birinin ayakta kaldığını fark etmeyen insanlar…
Yolda yardıma ihtiyacı olan birine bakıp geçenler…
Bir arkadaşının moralinin bozuk olduğunu anlayıp sormayanlar…
Belki de hepimiz zaman zaman bu körlüğe yakalanıyoruz.
Ben mesela bazen arkadaş grubunda herkes gülüyor diye herkesin gerçekten iyi olduğunu düşünüyorum. Sonra eve gidince bir mesaj geliyor:
“Bugün biraz kötüydüm aslında ama belli etmek istemedim.”
İnsan o an kendine kızıyor.
“Ben bunu nasıl fark etmedim?”
Çünkü bazen görmek için sadece göz değil, dikkat de gerekiyor.
Saramago İnsan Doğasını Neden Bu Kadar Sert Eleştiriyor?
Körlük kitabı oldukça sert bir toplum eleştirisidir. Çünkü yazar insanın zor zamanlarda gerçek karakterinin ortaya çıktığını gösterir.
Normal şartlarda herkes medeni olabilir. Güzel konuşabilir, kurallara uyabilir, yardımsever görünebilir. Ama işler zorlaştığında ne olur?
İşte kitap burada insanın maskesini indiriyor.
Sanki hayat bize küçük sınavlar yapıyor.
Markette sıra beklerken biri önümüze geçince karakterimiz ortaya çıkıyor.
Trafikte biri hata yapınca sabrımız ölçülüyor.
Telefon şarjı yüzde ikiye düşünce bile panik seviyemiz belli oluyor.
Düşünün, bir de bütün toplum düzeni çökmüş olsa ne olur?
Saramago’nun cevabı pek umut dolu değildir. Çünkü insanın içinde hem iyilik hem kötülük vardır. Hangisinin ortaya çıkacağı ise şartlara bağlıdır.
Körlükte Umut Nerede Saklı?
Kitap her ne kadar karanlık bir tablo çizse de tamamen umutsuz değildir. Çünkü hikâyenin içinde insanlığın iyi tarafını temsil eden karakterler de vardır.
Özellikle doktorun karısının davranışları, insanın zor şartlarda bile merhametini koruyabileceğini gösterir.
Bu karakter bize şunu hatırlatır:
Dünyada herkes bencil olmak zorunda değil.
Bazen tek bir kişinin vicdanı bile büyük bir fark yaratabilir.
Bunu günlük hayatta da görüyoruz. Mesela İzmir’de sıcak bir yaz günü dışarıda yürürken bir esnafın kapısının önüne su koyduğunu görürsünüz. Küçük bir şeydir ama insanın içini rahatlatır.
“Demek hâlâ güzel insanlar var.”
dersiniz.
Belki de Saramago’nun vermek istediği mesajlardan biri budur. İnsan tamamen kaybolmuş değildir. Yeter ki gerçekten görmeye çalışsın.
Körlük Kitabındaki En Büyük Ders: Kendimize Bakabilmek
Körlük kitabında anlatılmak istenen? konusu üzerine düşünürken en önemli noktalardan biri kişinin kendisiyle yüzleşmesidir.
Çünkü başkalarının hatalarını görmek kolaydır.
Bir arkadaşımız yanlış yapınca hemen analiz ederiz.
“Bunu neden böyle yaptı?”
“Nasıl böyle düşünebilir?”
Ama kendimize gelince işler değişir.
Kendi hatalarımıza karşı garip bir savunma mekanizmamız vardır. Sanki beynimizin içinde küçük bir avukat çalışır.
“Tamam, hata yaptın ama aslında sebebi vardı.”
“Sen kötü biri değilsin.”
“Biraz da şartlar zorladı.”
Bazen kendimizi savunmakta o kadar başarılı oluruz ki kendi gerçeklerimizi bile kaçırırız.
Saramago’nun kitabı burada insanı dürter.
“Gerçekten olduğun kişi misin, yoksa insanların gördüğü kişi mi?”
Bu soru kolay bir soru değildir.
Günümüz Dünyasında Körlük Daha Farklı mı Yaşanıyor?
Körlük kitabını bugün okumak oldukça ilginçtir çünkü romandaki birçok konu hâlâ güncelliğini koruyor.
Artık insanların gözleri kör değil belki ama dikkatleri sürekli başka yerlere çevriliyor.
Telefon ekranına bakarken yanımızdaki insanı kaçırabiliyoruz.
Sosyal medyada binlerce kişinin hayatını izlerken kendi hayatımızı unutabiliyoruz.
Bir haber görüyoruz, birkaç saniye üzülüyoruz, sonra başka bir videoya geçiyoruz.
Bazen dünya büyük bir akış ekranına dönüşüyor.
Bir olay geliyor, dikkat çekiyor, sonra kayboluyor.
Saramago yıllar önce insanın görme problemi olmadığını, asıl problemin fark etme problemi olduğunu anlatmış gibi.
Körlük Kitabını Okuyan Herkes Kendinden Bir Parça Bulur
Bu kitabın etkileyici olmasının sebebi sadece büyük bir felaket anlatması değildir. Asıl etkisi, okuyucuyu hikâyenin içine çekip kendi davranışlarını sorgulatmasıdır.
Okurken bazen rahatsız olursunuz.
“İnsanlar gerçekten böyle olabilir mi?”
diye düşünürsünüz.
Sonra biraz durup kendinize bakarsınız.
“Ben olsam ne yapardım?”
İşte zor soru budur.
Çünkü herkes kahraman olmak ister ama gerçek hayat bize her zaman kahramanca sahneler sunmaz. Bazen sadece doğru şeyi yapmaya çalışan sıradan insanlar oluruz.
Ben de bazen arkadaş ortamında saatlerce komik hikâyeler anlatıp eve dönünce hayatın anlamını sorgulayanlardanım. Dışarıdan bakınca “Bu çocuk sürekli gülüyor” diyebilirler. Ama insanın içinde küçük bir düşünce fabrikası çalışıyor.
Ve sanırım Saramago’nun anlatmak istediği en önemli şeylerden biri şu:
İnsan sadece gözleriyle değil, kalbiyle de görmeli.
Sonuç: Körlük Kitabı Bize Ne Söylüyor?
Körlük kitabında anlatılmak istenen? sorusunun cevabı tek bir cümleye sığmaz. Bu kitap bize insanın gerçek yüzünü, toplumun kırılganlığını ve vicdanın önemini anlatır.
Körlük aslında gözlerin kapanması değildir. Asıl körlük; başkasının acısını fark etmemek, yanlışları görmezden gelmek ve kendi içimize bakmaktan kaçmaktır.
Saramago bize şunu hatırlatır: Dünya bazen karmaşık, insanlar bazen zor anlaşılır olabilir. Fakat insanlığımızı korumak için hâlâ bir şansımız vardır.
Belki de hepimizin ihtiyacı olan şey daha iyi görmek değil, daha dikkatli bakmaktır.
Çünkü bazen en büyük körlük, gözlerimiz açıkken yaşadığımız körlüktür.
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Ercmutfak olarak “Körlük kitabında anlatılmak istenen” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.