Eğitimde Dijital Hikaye Anlatımı Niçin Önemlidir?
Düşüncelerimizi, deneyimlerimizi ve dünyayı anlama biçimimizi şekillendiren, kelimelerin gücü ve hikayelerin büyüsü, yüzyıllardır insanlıkla beraber evrilmiştir. Peki, bir zamanlar yalnızca sözlü kültürle var olan hikayeler, dijitalleşen dünyamızda nasıl bir evrim geçiriyor? Teknolojiyle güçlendirilmiş anlatılar, toplumsal ve bireysel anlamda insanın düşünsel, duygusal ve etik yönlerine nasıl dokunuyor? Eğitimde dijital hikaye anlatımının ne gibi derin felsefi anlamlar taşıdığını keşfetmek, bizim dünya görüşümüzü, bilgi anlayışımızı ve insan ilişkilerimizi de yeniden sorgulatabilir.
Eğitim, hepimizin bir anlamda “anlatıcı” ve “dinleyici” olduğu bir süreçtir. Peki ya dijital dünyada, eğitimde hikaye anlatımının gücü? Hangi etik sorular ortaya çıkıyor? Bilgi kuramı (epistemoloji) açısından ne tür sorunlarla karşı karşıyayız? Bu yazıda, dijital hikaye anlatımının eğitimdeki önemini, felsefi bir bakış açısıyla inceleyeceğiz. Etik, epistemoloji ve ontoloji gibi temel felsefi dalların ışığında, çağdaş tartışmalarla dijital hikaye anlatımının nasıl daha anlamlı ve derinlemesine bir araç haline geldiğini keşfedeceğiz.
Etik Perspektif: Anlatıcının Rolü ve Hikayenin Gücü
Dijital hikaye anlatımını anlamadan önce, hikaye anlatıcısının etik sorumluluğunu tartışmak önemlidir. Bir hikaye anlatıcı, dinleyiciyi sadece eğitmekle kalmaz, aynı zamanda dinleyicinin dünyayı nasıl gördüğünü ve kendi yaşamını nasıl şekillendirdiğini de etkiler. Felsefi açıdan, etik hikaye anlatımının içinde çok derin bir sorumluluk barındırır. Bu sorumluluk, bir anlatıcının doğruyu ve yanlışı, gerçek ve hayali nasıl sunduğuyla ilgilidir.
Felsefeci Emmanuel Kant, etik eylemlerin, bireylerin içsel ahlaki değerlerine dayalı olması gerektiğini savunmuştur. Kant’a göre, insanlar kendi akıl ve iradelerini kullanarak doğruyu bulmalıdırlar. Peki, dijital hikaye anlatımında anlatıcı, bu ilkeye ne şekilde hizmet eder? Dijital ortamda, hikayenin biçimi ve içeriği, anlatıcı tarafından şekillendirilen ahlaki bir dünyanın temsilidir. Herhangi bir dijital hikaye, izleyicisine, toplumun normlarına, kültürel değerlerine ve hatta bireysel değerlerine dair mesajlar verebilir. Bu nedenle, dijital hikaye anlatımının etik sorumluluğu, sadece doğru bilgiyi sunmak değil, aynı zamanda dinleyicilerin dünyayı doğru şekilde anlamalarına katkı sağlamaktır.
Epistemolojik Perspektif: Bilgi ve Gerçeklik Arasındaki İlişki
Dijital hikaye anlatımının bir başka önemli boyutu ise epistemolojik anlamda taşır. Epistemoloji yani bilgi kuramı, bilgiyi nasıl edindiğimizi ve gerçeği nasıl kavradığımızı inceleyen bir felsefe dalıdır. Hikayeler, toplumların bilgi edinme biçimlerinin birer yansımasıdır. Hikaye anlatımı, anlatıcının bilgiye bakışını ve dünyanın nasıl şekillendiğini gösteren bir pencere açar. Ancak, dijital dünyanın sunduğu yeni araçlar ve mecralar, bu bilgi edinme süreçlerini oldukça değiştirmiştir.
Felsefeci Michel Foucault, bilgi ve güç arasındaki ilişkiyi incelemiş ve bilginin sadece doğruyu yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda bir güç dinamiği yarattığını öne sürmüştür. Dijital hikaye anlatımında, güç, anlatıcının hangi bilgiyi seçip sunduğunda yatmaktadır. Bir dijital hikaye anlatıcısı, hangi bilgileri vurgulayacak, hangi yönleri göz ardı edecektir? Bu sorular, epistemolojik açıdan oldukça önemlidir. Çünkü dijital medya, çeşitli anlatılar aracılığıyla insanların bilgiye ulaşmasını şekillendirir. Dijital ortamda anlatılan bir hikaye, bilgi ile gerçeğin sınırlarını bulanıklaştırabilir ve gerçekliği manipüle etme potansiyeline sahiptir.
Buna karşılık, dijital hikaye anlatımının gücü, çok sesliliği ve çeşitliliği teşvik etmesidir. Eğitimde, farklı bakış açılarını barındıran hikayeler, bireylerin bilgiye ulaşma biçimlerini çeşitlendirir. Bu da, öğretici anlatıların daha dinamik, katılımcı ve derinlemesine olmasını sağlar. Dijital hikayelerin sunduğu etkileşimli yapılar, bilgiye ulaşmanın çok yönlü bir sürece dönüşmesini sağlar. Bu da, öğrencilerin sadece pasif bilgi alıcıları değil, aktif bilgi üreticileri olmalarına olanak tanır.
Ontolojik Perspektif: İnsan ve Eğitim Arasındaki İlişki
Bir dijital hikaye anlatımı, yalnızca bir bilgi aktarımı aracı olmanın ötesinde, ontolojik bir boyut taşır. Ontoloji, varlık ve varoluşla ilgili felsefi bir disiplindir. Eğitimde dijital hikaye anlatımının ontolojik etkisini incelemek, insanların dünyayı ve kendilerini nasıl algıladıklarıyla ilgilidir. İnsanların eğitimdeki varlıkları, yalnızca fiziksel veya bilişsel düzeyde değil, aynı zamanda duygusal ve toplumsal düzeyde de şekillenir. Hikayeler, bu farklı düzeylerin birleşiminden doğan varoluşsal anlamların ortaya çıkmasına olanak tanır.
Felsefeci Martin Heidegger, insanın dünyayla olan ilişkisini “dünyada var olmak” şeklinde tanımlar. İnsanlar, hikayeler aracılığıyla dünyayı anlarlar ve dünyadaki varlıklarını şekillendirirler. Eğitimde dijital hikaye anlatımı, öğrencilerin sadece akademik bilgiyle değil, varoluşsal ve duygusal anlamlarla da ilişki kurmalarını sağlar. Bu, öğrencilerin kendi kimliklerini keşfetmelerine, toplumla ilişkilerini sorgulamalarına ve dünyadaki yerlerini anlamalarına yardımcı olur.
Örneğin, çağdaş eğitimde dijital hikayeler kullanılarak öğrencilerin empati yetenekleri geliştirilmekte, başkalarının deneyimlerini daha iyi anlamalarına olanak tanınmaktadır. Dijital hikayeler, bireylerin toplumsal yapılarla nasıl etkileşime girdiğini ve bireysel olarak dünyayı nasıl algıladıklarını yansıtan güçlü araçlardır. Bu, ontolojik bir deneyim olarak öğrencilerin varoluşsal dünyalarını şekillendirir.
Dijital Hikaye Anlatımının Eğitimdeki Yeri: Felsefi Bir Değerlendirme
Dijital hikaye anlatımının eğitimdeki rolü, sadece bilginin aktarılmasından çok daha derin anlamlar taşır. Bu süreç, öğrencilerin etik sorumluluklarını, bilgiye dair anlayışlarını ve varoluşsal sorularını sorgulamaları için bir fırsat sunar. Eğitimin dijitalleşmesiyle birlikte, hikayeler artık bireylerin dünyaya ve kendilerine dair anlamlar üretmesine olanak tanır. Ancak, bu süreçte etik, epistemolojik ve ontolojik sorular da kaçınılmazdır.
Günümüzde, dijital hikaye anlatımının güçlenmesiyle birlikte, bireylerin bilgilere ulaşma biçimleri daha interaktif ve çok katmanlı hale gelmiştir. Fakat burada önemli olan, bu süreçlerin sadece bilgi sunma değil, aynı zamanda bireylerin varoluşsal sorularına ve etik ikilemlerine de hitap etmesidir.
Eğitimde dijital hikaye anlatımının, öğrencilerin kendi varlıklarını sorgulamalarına ve toplumsal sorumluluklarını daha iyi anlamalarına katkı sağladığını düşünmek, bu süreçlerin çok daha derin bir anlam taşıdığını gösterir. Peki ya siz, dijital hikayelerin birer bilgi aktarım aracı olmanın ötesinde, insanın varoluşunu şekillendiren birer “yaşanmışlık” haline dönüşmesini nasıl görüyorsunuz?